Yenileniyor
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • K.Maraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
BIST 114,809
DOLAR 6.86
EURO 7.76
ALTIN 396.96

Küreselleşmenin Çin ve ABD arasındaki ticaret savaşlarınının Dünya Ekonomisi üzerine etkileri164 defa okundu

kategorisinde, 26 Haz 2020 - 00:43 tarihinde yayınlandı
Küreselleşmenin Çin ve ABD arasındaki ticaret savaşlarınının Dünya Ekonomisi üzerine etkileri

Günümüzde küreselleşme;ülkelerin siyasi, politik, sosyal, ekonomik… gibi  yapılarını konu alan önemli bir kavramdır. II. Dünya Savaşından sonra iki büyük güç ortaya çıkmıştı ABD  ve  SSCB.İki ülkede kendi ideolojilerini ve çıkarlarını  yaymak için küresel  bir yarış içerisindeydi.Ta ki 1991 yılında  SSCB’nin yıkılmasıyla  ABD  tek başına  bir süper güç haline gelene kadar.1990’lardan günümüze  kadar pek çok ülkeye teknolojik, ekonomik ve  siyasi olarak  üstünlük sağlayan  ABD’ye  şimdi  yeni ve güçlü bir rakip çıktı  ÇİN.

Küreselleşmeyle Çinlileştirme’nin giderek artması ABD’yi endişelendirmeye başladı.Çünkü küresel ticaretin artmasıyla şirketlerin siyasi süreç üzerindeki etkileri artmaya başladı.Buna en güzel örnek  Çin’in Amerikalı teknoloji şirketi  APPLE’a karşı HUAWEI,XIAOMI gibi markalarla rekabet  etmesi verilebilir.Ayrıca Amerikan şirketlerinin  Çin’de üretim yapması ve ucuz iş gücünden faydalanması Çin’e daha bağımlı hale gelmelerine neden oldu.

1980’den beri Çin,sosyalizmin planlanmış ekonomi sistemini ve kapitalizmin piyasa mekanizmasını bir araya getirerek  başarılı  bir ekonomi yönetimi sağladı ve günümüzde ABD’den sonra  dünyanın en büyük ikinci ekonomisi haline geldi.İlerleyen dönemlerde ise Çin’in  ABD’nin önüne geçmesi beklenmektedir.Tabi bu en büyük ekonomi olma hedefininde  bir maliyeti vardı.Çin, ekonomik olarak büyüsede bundan en çok iş adamları,üst düzey yöneticileri… vb grupları yararlanmakta  iken çoğu insan günlük 1$ altında çalışmaktaydı.Bu da gelir dağılımında  eşitsizliğin arttığını göstermektedir.Ayrıca  bu ekonomik reform ve küreselleşme hareketlerinin sadece sosyal,ekonomik etkileri olmadı.Çevresel etkileride  oldu.Buna en iyi örnek ÇİN’deki karbon salımının artmasıyla oluşan hava kirliliğidir.

Çin’in ekonomik küreselleşmesi ülkenin ulusal politika tercihlerinin yönelimini değiştirmiş ve daha öngörülemez hale getirmiştir.Ayrıca  Çin’in ekonomik güç olarak yükselmesi var olan uluslarası düzene  karşı meydan okuyup okumayacağı sorusunu  da ortaya çıkarmıştır.Bu belirsizliklerle beraber Amerikan dolarına göre değeri daha düşük olan Çin yuanının, daha esnek bir döviz kuruyla değiştirmenin Çin ekonomisi için yararlı olup olmayacağı  gibi sorularda kafaları karıştırmaktadır.Çünkü Çin, parasının değerini düşük tutmak isterken ABD  ise yuanın değerinin artmasını istemektedir.Bu da finans piyasalarında  karışıklıklara  neden olmaktadır.

 Bu süreçte  pek çok ülke  ve uluslararası kuruluş  ABD  ve  ÇİN arasında yaşanan  ticaret savaşından  etkilenmiş,buna karşı önlemler almıştır.Buna örnek olarak G20 ülkelerinin ticareti kolaylaştırıcı yönde gümrük vergilerini azaltması ve  kaldırması,ithalat yasaklarının  sona erdirilmesi… gibi önlemleri uygulamaya koymuştur.Dünya Ticaret Örgütü Genel Direktörü Azevedo “Ticaret alanında görülen gerginliğin küresel dalgalanma yaratmaya devam ettiğini ticaretin tarihi seviyede kısıtlamalarla karşılaştığını, son bir yıl içinde bu kısıtlamaların  2008  krizinden bu yana görülen en sert yükseliş olduğunu belirterek bu durumun belirsizliğin artmasına, yatırımların azalmasına ve ticaretin güçsüz büyümesine neden olacağını kaydetmiştir.” Ayrıca Dünya Ticaret Örgütü(DTÖ), Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü(OECD) ile Birleşmiş Milletler  Ticaret ve Kalkınma Komitesi’nin(UNCTAD) birlikte hazırladıkları G20 ülkelerinin son yedi ayda uygulamaya koyduğu ticareti kısıtlayan önlemlere ilişkin rapor dikkat çekmektedir.

Raporda  öne çıkan başlıklar  aşağıda özetlenmektedir.

o Uluslararası ticarette dalgalanmanın devam ettiği, hacim bakımından rekor sayılabilecek   önlemlerin, daha önce alınmış olanlarla birlikte değerlendirildiğinde, tarihi bir yüksekliğin görüldüğü

o Mayıs 2012’den beri alının kısıtlayıcı önlemlerin bu dönemde adet olarak azalmakla beraber kapsadığı ticaret hacminin 3,5 kat artmış artarak 335,9 milyar ABD Doları tutarındaki ürünleri içerdiği, bir önceki dönemde alınan 480,9 milyar ABD Doları tutarındaki önlemlerden sonra en yüksek ikinci seviyeyi oluşturduğu

o Bu dönemde G20 ülkelerinin 20 kısıtlayıcı önlem yürürlüğe soktuğunu, böylece aybaşına ortalama 3 önlem alındığı bu oranın bir önceki döneme kıyasla adet olarak daha az olmakla beraber kapsadığı hacmin büyük olduğu

o Bu dönem zarfında çalışmalara başlanılan ve henüz istişare aşamasında bulunan yeni önlemlerin devreye girdiğinde kısıtlayıcı önlemlerin daha da artacağıdır.

Bunların yanı sıra ABD başkanlığına Trump’ın  geçmesinden   bu yana küresel ticaretteki yaklaşımının ABD’nin ticaret alanında  liderlikten vazgeçerek ticari ilişkilerini ikili antlaşmalarla sağlamaya yönelik politikaya geçmeside etkili olmaktadır.Trump’a göre uluslarası kuruluşların bağlayıcı kuralları ABD’nin egemenlik haklarını kısıtlamakta ayrıca  ABD’nin ekonomik gücünün ve pazarının sağladığı olanakları kullanmasını engellemektedir.Özellikle Trump’ın Çin ile ticaret ilişkilerinede  bu dönemde daha çok odaklandığı görülmektedir.Çünkü Trump seçim kampanyasında milliyetçi populist çizgisiyle uluslarası ticaret sistemine ilişkin görüşlerini açıkça söylemişti.Trump küreselleşmeye karşı olduğunu, refah artışından Amerikalı işçilerin yeteri kadar pay alamadığını, reel gelirlerinde bir azalış olduğunu söylemiş ve bu kesimin oylarını istemişti.Trump ayrıca ABD’li büyük şirketlerin yüksek kar amacıyla teknolojilerini, sermayelerini, finans olanaklarını kullanarak yabancı ülkelere yatırım yapmalarını bunun sonucunda da yabancı ülkelerdeki emeği istihdam etmesini küreselleşmenin olumsuz bir sonucu olduğunu söylemiştir.Trump Amerikan firmalarının yatırımlarını  ABD’de   istihdamı arttırmaları  için  geri çağırmıştı böylece işçilerin milli gelirden aldıkları payın artacağını ileri sürmüştü.ABD bu sırada ÇİN dışındaki ülkelerle olan ilişkilerini  anlaşmalarla düzene sokarken,ÇİN ile olan ilişkilerinde gerginlik seviyesini arttırmıştır.

ABD, ÇİN’den yaptığı ithalatına ek gümrük tarifesi ve kotalar getireceğini açıklamış ve uygulamıştır.Bunun üzerine ÇİN’de karşılık olarak ABD’den almaya söz verdiği tarım ürünleri ithalatından vazgeçtiğini açıklamıştır.Böylece Çin’in, Başkan Trump’ın ileride yapacağı hamlelere karşılık vereceği anlaşılmıştır.ABD ve ÇİN’in karşılıklı restleşmeleri ilerleyen dönemde bir savaşa dönüşmüştür.Özelliklede  teknoloji ve inovasyon konusunda iki ülke birbirini zorlamıştır.ABD ve ÇİN  arasında bugüne kadar  yapılan görüşmelerde iki ülke arasında derinleşen sorunların giderilmesi amaçlanmış ancak olumlu bir sonuç alınamamıştır.Bununla beraber tarife artışları,vergiler her iki ülke içinde tahammül edilebilir seviyede kalmıştır.

ABD ve Çin arasında yaşanan bu gerginlik  uluslararası finans ve ekonomi piyasalarını  altüst  etmiş ve küresel ticarette  belirsiz bir ortam yaratmıştır.Ayrıca Başkan Trump’ın korumacılığın yararlı olduğunu söylediği bu dönemde  diğer ülkelerle olan ticaret açıklarınıda  gündeme getirmiş ve ABD’nin en çok açık verdiği ülkeleri hedef almıştı.Bunlar  NAFTA  ülkeleri(Kanada,Meksika),Avrupa  Birliği  Ülkeleri (Almanya,İtalya,İrlanda..), Japonya, Hindistan ve Güney Kore’dir.ABD’nin  bu ülkeleri hedef  almasının asıl amacı  ise ilerleyen dönemlerde  kendisine rakip  olabilecek süper güçlerin varlığını engellemek istemesidir.Dünyada  ÇİN ve ABD  ile  başlayan  küresel ticaret savaşlarının  ilerleyen dönemlerde  nasıl bir hal alacağı ise  merak konusu olmaktadır.

Ülkemiz açısından değerlendirildiğinde ise ihracatın itici güç olarak benimsendiği bu dönemde Çin ve ABD arasında yaşanan ticaret savaşları  piyasalarda olumsuz  bir havaya neden olmuştur.Türk Lirası bu süreçte diğer para birimleri(USD,EURO,POUND…) karşısında değer kaybetmiştir.Türk Lirasının değer kaybetmesi  ihracat açısından olumlu ancak  ithalat  açısından olumsuzluklara neden olmuştur.Türk lirasının diğer para birimleri  karşısında değer kaybetmesi üretim yapmak için gerekli olan hammadde ve araçların fiyatlarını arttırmıştır. İthalat ve ihracatta meydana gelen  bu belirsizliklerin üzerine birde var olan ekonomik sorunlar  eklenince(enflasyon,işsizlik,bütçe açığı…),TÜRKİYE yaşanan küresel ticaret savaşlarından olumsuz etkilenmiştir.

Haber Editörü : Tüm Yazıları
YORUM YAZ