Yenileniyor
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • K.Maraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
BIST 1,321
DOLAR 7.97
EURO 9.46
ALTIN 462.14

Covid-19 salgınının istihdam piyasasına etkisi481 defa okundu

kategorisinde, 25 Haz 2020 - 23:05 tarihinde yayınlandı
Covid-19 salgınının istihdam piyasasına etkisi

İstihdam, bir ülke içindeki çalışmaya müsait nüfustaki çalışan kişi oranını belirtir. Ülkelerin gelişmişlik düzeyine göre istihdam oranı farklılık gösterir. Ülkelerin de gelişmişlik düzeyini gösteren somutlar veriler mevcuttur. Ülke içindeki yıllık kişi başına düşen milli gelir, ülkenin sanayi ve üretim kapasitesi, dışa bağımlılık oranı, doğal kaynakların bolluk ya da kıtlık oran, coğrafi bölgesi ve turizm kapasitesi gibi faktörler, ülkelerin gelişmişlik düzeyine doğrudan etki etmektedir. Ülke içindeki istihdam oranının artması yani işsizlik oranının düşmesi anlamına gelir. Gelişmiş ülkelerde işsizlik rakamları oldukça düşük seviyelerde yer almaktadır. Bağımlı nüfus sayısı azdır. Özellikle sanayi ve teknoloji üretiminin fazla olduğu gelişmiş ülkelerde (Almanya gibi) teknik eleman ihtiyacı fazla olduğundan dolayı genç nüfus yüksek öğretime ihtiyaç duymadan direkt olarak çalışma hayatına atılmaktadır.

Türkiye gibi üretim kapasitesi çok yüksek olmayan gelişmekte olan ülkelerde genç nüfus fazla olmasından ötürü çalışma sahası yetersiz kalmaktadır. Eğitim anlamında insanlar en yüksek notlar ile en yüksek tahsile ulaşmak zorunda kalıyor. İş verenler ancak bu şekilde bir ayrım yapabilmektedir. Bu nedenden ötürü birçok kişi kendi alanı dışında bir işle uğraşmak zorunda kalıyor. Bazı durumlarda ise beyin göçü denilen durum gerçekleşiyor. Kendini geliştirmek isteyen fakat ülkesinde yeterli iş sahasına ve donanıma sahip olmadığı için farklı ülkelerde imkanlara ulaşma hedefinde bulunuyor. Bu durum ise nitelikli iş gücü kaybına neden oluyor. Zaten istihdamın az olması yetmezmiş gibi nitelikli iş gücü kaybı yaşanıyor. Bu hususta politika koyucular ve politika uygulayıcılara büyük görev düşüyor. İktisadi büyüme ve iktisadi kalkınma sağlandığı zaman işsizlik oranında da büyük düşüş yaşanacaktır. Bu anlanmada geçici para politikaları yerine uzun soluklu genişletici maliye politikalarına önem vermek gerekiyor. Anlık faiz politikaları kura müdahalelerin ötesine geçilmesi gerekiyor. Son dönemlerde paylaşım ekonomisi modeli altında oluşan girişimler istihdam açısından büyük imkanlar sağlamaktadır. Paylaşım ekonomisi modeli ile birçok kişi elinde bulundurduğu ev, araba, bisiklet ve bilgi gibi unsurlar ile ana gelir ya da ek gelir elde edebiliyor. Ev hanımlarının mobil uygulamalar aracılığıyla farklı kişiler ile iletişim kurup onların günlük işlerini üstlenmesi, bir kişinin elindeki aracıyla Uber gibi uygulamalarla taşımacılık yapması ya da direkt olarak kiralaması bir artı istihdam alanıdır. Yurt içi ya da yurt dışına tatil ya da iş ziyaretine giden kişilerin evlerini ve odasını paylaşan insanlardan kiralama hizmeti alması da bu duruma örnek gösterilebilir. İkinci el araç ve eşyaların satışına ortam hazırlamak için kurulan web sayfaları da insanlara ek gelir elde etmede yardımcı olmaktadır. Bir konu hakkında bilgi sahibi ve o konuda yüksek donanıma sahip bir kişinin teknoloji sayesinde o bilgisini paylaşarak gelir elde etmesi de istihdama artı değer sağlamaktadır. Firmalar bünyesine çalışan alırken farklı istihdam modellerini kullanmaktadır. Tam zamanlı ya da sürekli istihdam türü hükümetin belirlediği saatler çerçevesinde uygulanmaktadır.

Yarı zamanlı ve kısmi istihdam türü tam istihdama göre daha az emek gerektiriyor. Bu model özellikle öğrenciler için büyük bir çalışma olanağıdır. Günlük ya da dönemsellik istihdam türleri de bulunmaktadır. Bu sistemde günlük işçi veya da mevsimlik işler için bir istihdam yaratılır. Hükümetler işsizlik oranının yükselmemesine özen gösterirler. Bu nedenle istihdamı yükseltmeye yönelik faaliyetlerde bulunurlar. Genç girişimcilere vergi muafiyeti veya sigorta primlerinde kolaylık gibi imkanlar sağlamaya çalışırlar. Büyük istihdam barındıran büyük şirketlerin ekonomik anlamda sorun yaşadıkları zaman maddi yardımda ya da vergi affında bulunmaları istihdamı korumaya yönelik faaliyetler içerisinde yer alır.

2019 yılı aralık ayında Çin’in Wuhan kentinde ortaya çıkıp kısa sürede tüm dünyayı etkisi altına alan Covid-19 salgını kısa sürede tüm dünyayı etkisi altına alarak küresel bir pandemiye dönüştü. Bu süreçte tüm dünya ülkeleri ekonomik açıdan yıpranmaya başladı. Piyasaya hükmeden büyük şirketler iflas noktasına geldi. Dünya ülkeleri Coronavirüse karşı birtakım önlemler almaya başladı. Önlemlere baktığımızda özellikle ekonomi alanında yoğunlaştığını görüyoruz. Amerika, Almanya, İngiltere gibi bazı ülkeler vatandaşlarına düzenli maaş ödemesini başlattı. Diğer ülkeler ise üreticiyi ve tüketiciyi koruma adına fonlar hazırladı. Fonlar, devlet destekli oldu ve geçici süre vatandaşlarının kayıplarını devletler, karşılamaya çalıştı. Hatta Avrupa ve Kuzey Amerika devletlerinin belirlemiş oldukları ekonomik paketler devasa rakamlara ulaştı. Fakat bütün bu paketler ve destekler, üretim olmayan dönemde vatandaşların geçimini sağlamak, eldeki firmaların, şirketlerin, işletmelerin batmamasını engellemek için yapıldı. Aksi taktirde yeni bir üretim söz konusu değil. Zaten sokağa çıkma yasağı ilan edilen ülkeler, ekonomik anlamda dünyanın öncüler ve bu ülkelerde sadece sağlık ve gıdaya dair temel ihtiyaçlarda üretim devam edebildi. Ülkeler sınırlarını kapattılar ve bütün ülkeler sadece kendi vatandaşlarının hayatını devam ettirmeye odaklandı. Dünyada gelişmiş ülke statüsünde bulunan Avrupa devletlerinin büyük bir çoğunluğu ekonomik anlamda bitme noktasına geldi. Bu noktada İtalya, Fransa, İspanya ve İngiltere gibi ülkeler sınıfta kalırken Almanya gibi ülkeler başarı elde etti. Sanayi ve teknoloji üretimi kapsamında dünyada ilk sıralarda yer alan Almanya bu sınavı başarılı bir şekilde verdi. Ülkede üretim durma noktasına gelmesine rağmen daha önceki fonlar vatandaşların refahını ayni şekilde yüksek tuttu. Ekonomik gelişmişlik ve refah düzeyine bakıldığı zaman Amerika Birleşik Devletleri kısa sürede salgının merkezi haline geldi fakat dünyanın en güçlü ekonomisine sahip olduğu halde bu sınavı başarılı bir şekilde veremedi. Devlet başkanı salgın sürecinde 2.1 Trilyon Dolarlık bir yardım paketini sunduğu halde devlet başarısız oldu. Bunun nedenlerinin en başında Kapitalist sistem düzenini görmek mümkün. Devlet ülkedeki kaçak göçmenlere dahi parasal destekte bulunduğu halde vatandaşlar salgın sürecini olumsuz bir şekilde geçirmeye devam ediyor. Ülkedeki harcama üzerine kurulu olan sistemden dolayı insanlar sağlık ihtiyaçlarını karşılamakta zorluk yaşadı. Salgın sürecini Türkiye, ekonomisi kötü olduğu halde sağlık faaliyetleri ve erken önlemler ile daha başarılı bir şekilde geçirdi.

Diğer bir taraftan halka likit destek sağlandığı halde ekonomik sıkıntı süreci halk tarafından derinden hissedildi. Belli şartları taşıyan çalışanlara çalışma ödeneği desteği sağlandı ve işten çıkarma faaliyeti bir süreliğine yasaklandı. Bunun sonucunda ücretsiz izne çıkarılan çalışan sayısında bir artış yaşandı. Açıklanan verilerde Türkiye’de istihdamın arttığı görüldü. Fakat buna tezat olarak işsizlik oranında düşüş görülmedi. Kağıt üzerinde bir olumlu bilanço oluşturulmuş oldu. İşten çıkarma uygulamasına getirilen yasağın kalmasının ardından  istihdamda büyük oranda düşüş meydana gelecektir. Katma değeri yüksek ürün ve hizmet üretimi yapamayan ülkemiz uzun vadede ekonomik daralmaya girecektir.

Pandemi sürecinde yaşanan bu küresel ekonomik bulanım tüm devletleri olumsuz yönde etkiledi. Daha öce yaşanan küresel ekonomik krizlere kıyasla daha farklı sonuçlara neden oldu. Gelecek süreçte ilaç veya aşının bulunmaması durumunda çoğu sektörde büyük ölçüde istihdam kaybı yaşanacaktır. Bilim ve teknoloji yatırımları düşecek tarıma sektörüne yatırımlar artacaktır. Salgın sürecinde insanlar tüketim toplumu anlayışını kaybetmiş hale geldi. Sadece temel ihtiyaç malzemelerine olan talep arttı. Bu talep için uzun vadede arz artışı için yeni girişimler ve sermayedarlar olacaktır. Bir yandan da ilaç ve aşı çalışması için bilimsel araştırmalar alanında bir yarış olacaktır. Bir ülkenin bu dönemde aşı veya ilaç üretimine geçmesi ve bunun patentini alması o ülkenin rantını büyük ölçüde arttıracaktır. Silah ve teknoloji sanayisi ile değil ilaç sektörü sayesinde yeni bir süper güç doğabilir. Diğer yandan Çin gibi üretim odaklı şirketler mikro ekonomik faaliyetlerine devam etmeye başladı. Üretim alanındaki istihdam kaybı en aza indirilecektir. Norveç hükümetinin ise pandemi sürecindeki mali ihtiyaçlarını karşılamak için Norveç Varlık Fonu’ndaki parayı kullanması diğer dünya ülkelerinin dikkatini çekti. Norveç hükümetinin 50 yıldır bakiyesine dokunmadığı Varlık Fonu, ülkelerin zor dönemleri için bu şekilde fonlar kurması gerektiğine işaret etti. Diğer bir yandan iktisadi kalkınmasını tamamlayamayan ülkelerin bir artı fon oluşturması fikri bir ütopya. Türkiye gibi ülkelerde varlık fonları zarar etmektedir. Cari açık veren ülkeler varlık fonu modelini ne yazık ki ekonomilerine entegre edemezler. Etseler bile verimli bir sonuç almak mümkün değildir.

M. Mustafa GÜNEŞ

Haber Editörü : Tüm Yazıları
İstanbul Üniversitesi İktisat mezunu. Planlama uzmanı
YORUM YAZ